Gebze Teknik Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@GTÜ, Gebze Teknik Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
Öğe Türü: Yayın , Vısual 2-d multı-object trackıng on a surveıllance camera(Gebze Teknik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Şimşek, Fatih Emre; Kayabol, KorayÇoklu nesne takibi (MOT), son yıllarda evrişimli sinir ağlarının (CNN) başarısı ve büyük ölçekli etiketli veri kümelerinin artmasıyla önemli ilerlemeler kaydetmiştir. Ancak, yoğun yaya trafiği, kısmi/kalıcı örtüşmeler (occlusion) ve yüksek görüş açılı kameralara özgü projeksiyon bozulmaları gibi unsurlar, gerçek dünya gözetim senaryolarında MOT sistemlerinin doğruluğunu ve verimliliğini sınırlamaya devam etmektedir. Bu tez, kentsel gözetim uygulamaları için özel olarak geliştirilmiş yeni bir MOT yak- laşımı sunmaktadır. Bu kapsamda, beş farklı ülkedeki 14 sabit kameradan elde edilen yüksek çözünürlüklü görüntülerle oluşturulan SOMPT22 (Gözetim Odaklı Çoklu Yaya Takibi 2022) veri kümesi tanıtılmaktadır. SOMPT22, yerden 6–8 metre yükseğe monte edilmiş kameralardan kaydedilen görüntülerde kalabalık yaya sahnelerini uzun süreli kimlik takibi yapılabilecek şekilde etiketleyerek mevcut MOT veri kümelerine göre daha gerçekçi bir karşılaştırma zemini sunar. Bu veri kümesi temel alınarak, SMaRT (Stick via Motion and Recognition Tracker) adlı yeni bir takip algoritması önerilmektedir. SMaRT, nesne tespiti, yer değiştirme (dis- placement) regresyonu ve yeniden tanıma (re-ID) işlemlerini tek bir uçtan uca mimaride birleştirir. CenterTrack ve FairMOT gibi öncü yöntemlerden esinlenerek geliştirilen mimaride, re-ID modülü bir öğretici ağdan bilgi aktarımı (knowledge distillation) yön- temiyle eğitilmiştir. Ayrıca, örtüşme ve hareket varyasyonlarını kontrol edilebilen sentetik videolar oluşturmak amacıyla bir MOT simülasyon arayüzü geliştirilmiştir. SOMPT22, MOT17 ve DIVOTrack veri kümeleri üzerinde, ayrıca geliştirilen simülasyon ortamında gerçekleştirilen deneyler, SMaRT algoritmasının etkinliğini or- taya koymaktadır. Önerilen yöntem, HOTA (Higher Order Tracking Accuracy), MOTA (Multi-Object Tracking Accuracy) ve AssA (Association Accuracy) gibi yaygın takip başarı metriklerinde yüksek performans gösterirken, gerçek zamanlı çalışabilirliğini de korumaktadır. Ablasyon çalışmaları; re-ID, displacement regresyonu ve loss ağırlık- larının performansa olan katkılarını detaylı biçimde incelemiştir. Bu tez, gözetim senaryolarına özel güçlü bir veri kümesi ve yüksek performanslı bir takip algoritması sunarak çoklu nesne takibi alanına önemli katkılar sağlamaktadır. Sonuçlar, yüksek görüş açılı kamera perspektiflerine sahip sahnelerde entegre mimariler ve özel veri kümelerinin ne denli kritik olduğunu göstermektedir.Öğe Türü: Yayın , Quasi-static fdtd modeling of dispersive superparamagnetic soils for time domain electromagnetic method(Gebze Teknik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Saydam, Talha; Aksoy, SerkanZaman Uzayı Elektromanyetik (ZUEM) yöntemi, hidrokarbon arama, hidrojeolojik araştırmalar, mineral yatağı araştırması ve derin kabuk araştırması gibi yeraltı jeofizik arama ve sondaj problemleri için yaygın olarak kullanılan tekniklerden biridir. Ancak, ZUEM sistemlerinin performansı toprağın Manyetik Viskozitesinden (MV) önemli ölçüde etkilenir. MV etkisi çoğunlukla topraktaki ferrimanyetik parçacıklar, maghemit ve manyetit gibi tek alanlı süperparamagnetik (SPM) parçacıklardan kaynaklanır. Bu SPM etkisi manyetik dispersiyona neden olur ve bu etki TDEM sinyallerinin analizini zorlaştırır. Bu etki özellikle geç zamanlarda istenen sinyali maskeleyebilir. Topraktaki SPM etkisini modellemek için genellikle topraktaki manyetik parçacıkların dağılımı için log-üniform modeli kullanılır. Bu log-üniform model sınırlı bir zaman aralığında zaman sabitlerinin düzgün bir dağılımıyla sonuçlanır. Bu nedenle SPM topraklarıyla ZUEM problemlerinin analitik ve nümerik modellemesi bu etkinin davranışını daha iyi anlamak için önemli bir konudur. Bu tezde ZUEM sistemleri üzerindeki SPM toprak etkisini araştırmak için 3B Kuvazi-Statik Zaman Uzayı Sonlu Farklar (KS-ZUSF) nümerik algoritması geliştirilmiştir. SPM toprağını ZUSF yönteminde modellemek için, log-üniform modeli uygulamak için Yardımcı Diferansiyel Denklem (YDD) tekniği kullanılmıştır. Bu anlamda ilk olarak 2B homojen kayıplı yarı-uzay problemi çözülmüştür. Daha sonra yarı-uzayın tepesine ince bir katman eklenmiş ve yarı-uzayın içine iletken bir anormal gövde gömülmüştür. 2B problemlerin sonuncusu olarak kayıplı bir SPM yarı-uzay problemi çözülmüştür. 2B problemlerin sonuçları literatürdeki bilgilerle doğrulanmıştır. 3B problemler için önce homojen kayıplı ve SPM yarı-uzay problemleri çözülmüştür. SPM yarı-uzay sonuçları literatürdeki analitik bir çözümle doğrulanmıştır. Daha sonra SPM ince tabaka ve gömülmüş anormal iletken gövde içeren kayıplı bir yarı-uzay problemi çözülmüştür. Son olarak, SPM ince tabaka problemi olan daha karmaşık bir 3B problem ele alınmıştır. Bu tezde elde edilen sonuçlar, dispersif SPM topraklar içeren karmaşık problemlerde TDEM sistemlerinin performansının değerlendirilmesinde yararlı olabilir.Öğe Türü: Yayın , Parasetamol ilaç etken maddesinin, bor katkılı elmas (bdd) ve boyutsal kararlı anot (DSA) elektrotlar ile elektrooksidasyon arıtım potansiyellerinin karşılaştırılması(Gebze Teknik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Yaşar Çırak, Semra; Akyol, AbdurrahmanBu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Parasetamol etken maddesinin bor katkılı elmas (BDD) anot kullanılarak elektrooksidasyon yöntemiyle giderimi incelenmiş ve proses parametreleri optimize edilmiştir. Bu kapsamda, TOK (Toplam Organik Karbon), PST (Parasetamol), BQ (Benzokinon) ve HQ (Hidrokinon) giderim verimleri ile ortalama enerji tüketimi ve tüketilen enerji başına TOK giderimi (%TOK/W) hesaplanmıştır. Ayrıca, elektrolit türü, akım yoğunluğu, pH, elektrolit konsantrasyonu, elektrotlar arası mesafe ve sıcaklık gibi parametreler performans ve maliyet açısından değerlendirilerek optimum çalışma koşulları belirlenmiştir. İkinci bölümde, BDD anot ile elde edilen optimum koşullar altında, beş farklı DSA (Boyutsal Kararlı Anot) elektrot (Pt, Ti/RuO₂-SnO₂, Ti/IrO₂-RuO₂-SnO₂, Ti/PbO₂-IrO₂-RuO₂, Ti/IrO₂-RuO₂-TiO₂) kullanılarak 50 mg/L Parasetamol içeren sentetik atık suyun elektrooksidasyon ile arıtımı gerçekleştirilmiştir. Bu elektrotların TOK giderimi, yan ürünlerin giderim verimleri ve enerji tüketimleri, BDD anot elektrodunun performansı ile karşılaştırılmıştır. Üçüncü bölümde ise, BDD ve DSA elektrotlar arasında en yüksek performansı gösteren Ti/PbO₂-IrO₂-RuO₂ anot elektrodu, gerçek Parasetamol içeren atık suların elektrooksidasyonla arıtımında test edilmiştir. Böylece bu elektrodun gerçek sistemlerde uygulanabilirliği araştırılmıştır. BDD anot elektrodu ile yapılan optimizasyon çalışmaları sonucunda elde edilen verilerle optimum çalışma koşulları; destek elektroliti: NaNO₃, akım yoğunluğu: 350 A/m², pH: 7, iletkenlik: 3500 µS/cm, Elektrotlar arası mesafe: 2 cm ve sıcaklık: 20 °C olarak belirlenmiştir. Bu koşullar altında BDD anot elektrodu, %99 PST ve %96 TOK giderimi sağlamıştır. DSA elektrotlarla yapılan karşılaştırmalı çalışmalarda ise, en yüksek performans %92 PST ve %57 TOK giderimi ile Ti/PbO₂-IrO₂-RuO₂ elektrodu tarafından elde edilmiştir. Gerçek atık su ile yapılan uygulamalarda; BDD anot elektrodu ile %59 PST ve %58 TOK, Ti/PbO₂-IrO₂-RuO₂ elektrodu ile ise %53 PST ve %52 TOK giderimi sağlanmıştır.Öğe Türü: Yayın , OSMOTIC- BUOYANCY MEMBRANE DISTILLATION FOR BRINE MANAGEMENT(Gebze Teknik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Pala, Burcu; Aydıner, CoşkunKüresel ölçekte sürdürülebilir su yönetimi ve döngüsel ekonomi yaklaşımlarına artan ilgi, özellikle yüksek tuzluluk içeren deniz suyu tuzlu sularının arıtımında kullanılmak üzere, sıfır sıvı deşarj (-ZLD) teknolojilerine olan ihtiyacı önemli ölçüde artırmıştır. Membran distilasyonu (MD), yüksek saflıkta su geri kazanımı sağlayan termal temelli umut verici bir proses olmasına rağmen, düşük enerji verimliliği, membran ıslanması ve yüksek enerji tüketimi gibi sınırlamalar nedeniyle yaygın uygulama alanı bulamamaktadır. Bu çalışma, ozmotik taşınımla desteklenen yenilikçi bir MD sistemi sunmakta olup, ozmotik (Soret etkisi) ve termal (Dufour etkisi) taşınımın etkileşimi yoluyla hem kütle hem de ısı transferini iyileştirmektedir. Ozmotik kaldırma düzeyinden bağımsız olarak, sabit Re = 1200 akışlarda permeat sıcaklığı 19,2 °C'de bir ıslanma eşiği gözlenmiştir. Ayrıca permeat tuzluluğuna bağlı bir faz kayması (besleme 35,0–42,3 °C) mevcuttur; bu bölgede akı besleme tuzluluğundan bağımsızlaşır ve ozmotik (Soret) ile termal kaldırma (Dufour) arasında baskınlık değişimi görülür: söz konusu aralığın altında ozmotik, üstünde ise ağırlıklı olarak termal etkiler baskındır. Ozmotik gradyanlar ve tuz kaynaklı arayüz ıslanmasının oluşturduğu karma konveksiyon, erken kristalleşme olmadan buhar akısını artırmaktadır. Ancak geçiş rejiminde, permeat sıcaklığındaki artış, termal polarizasyonu ve lokal ıslanmayı artırarak olası kirlenme ve çökelme riskini beraberinde getirmektedir. Bu yöntemin performansının kullanılan membran malzemesine bağlı olduğu saptanmıştır. Düşük hidrofobik membranlar ozmotik etkilerin baskın olduğu koşullarda daha uygun performans gösterirken, yüksek termal iletkenliğe sahip destek yapılar termal etkilerin baskın olduğu koşullar için daha uygundur. Yapılan analizler sonucunda, 2,5 kat daha düşük sıcaklık gradyanında, buhar akısının %10 ± 2 oranında arttığı, buna karşın termal enerji gereksiniminin %127 oranında azaldığı belirlenmiştir. Bu durum, kullanılan ısı kaynağına bağlı olarak işletme maliyetlerinde m³ başına 0.04–0.22 USD tasarruf sağlamaktadır. Simülasyon sonuçlarına göre ozmotik uvvetiyle geliştirilmiş MD (OB-MD), enerji ve maliyet açısından geleneksel termal MD'den daha iyi performans göstermektedir. Yaz koşullarında OB-MD, seviyelendirilmiş maliyeti %47.9–%75.1, özgül enerji tüketimini %85.8–%94.8 ve geri ödeme süresini %94.2–%98.8 azaltmıştır. Kış aylarında, daha düşük besleme sıcaklıkları nedeniyle tüm konfigürasyonlarda maliyetleri artırsa da, OB-MD, enerji kısıtlı koşullar altında yüksek tuzluluktaki tuzlu su konsantrasyonu için uygulanabilirliğini doğrulayarak açık bir avantaj sağlamaktadır. Bu çalışma, ZLD uygulamalarında OB-MD'nin verimlilik, kararlılık ve maliyet etkinliğini artırdığını göstermektedir; gerçek ölçekli simülasyonlar ekonomik bulguları doğrulayarak sürdürülebilir desalinasyon ve ileri brine yönetimi için pratik yönlendirme sunmaktadır.Öğe Türü: Yayın , Fate of emerging pollutants in the environment : effect of climate change(Gebze Teknik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025) Ramadan, Lama; Topuz, EmelEmerging contaminants (ECs) have become a critical environmental concern due to their widespread presence and ecological risks. This thesis investigates the fate of ECs mixtures under climate change variables and co-contaminants, as well as their effects on soil microbial communities and plants. Using photolysis and adsorption experiments, we examined the degradation and transport of ECs in aquatic and terrestrial systems under varying temperatures and organic matter levels. The influence of co-contaminants such as polypropylene microplastics (PP-MPs) and silver sulphide nanoparticles (Ag2SNPs) on ECs behavior was also assessed. A rapid and sensitive analytical method was developed for the simultaneous detection of five ECs in aqueous solution using solid-phase extraction (SPE) followed by liquid chromatography-mass spectrometry (LC-MS/MS). High recovery rates (72–114%) were achieved. Limits of detection and quantification ranged from 10 ng/L to 50 ng/L and from 5 µg/L to 25 µg/L, respectively. Quality control confirmed the suitability of the method for accurate extraction and analysis of multiclass ECs. Photolysis experiments showed that compounds with high molar absorption coefficients (e.g., diclofenac, ciprofloxacin) degraded rapidly in distilled water (DW), while dissolved organic matter (DOM) in synthetic surface water (SSW) acted as both photosensitizer and inhibitor. ECs mixtures degraded more slowly than single compounds. Elevated temperatures accelerated photolysis in DW but reduced it in SSW. Co-contaminants such as PP-MPs and Ag2SNPs modulated photolysis, either inhibiting or enhancing degradation depending on compound chemistry. Adsorption studies revealed that most ECs followed a pseudo-second-order kinetic model. Hydrophobic compounds (diclofenac, terbutryn) showed stronger sorption to soil organic matter than polar ones (ciprofloxacin). The presence of multiple ECs or co-contaminants altered adsorption kinetics. For instance, PP-MPs reduced ciprofloxacin adsorption from 0.244 min⁻¹ to 0.064 min⁻¹, likely due to hydrophobic interactions that promote desorption. Diuron and terbutryn showed smaller decreases, suggesting structure-dependent interactions. Biodegradation experiment in soil indicated that ECs+PP-MPs increased microbial activity and altered microbial community composition. All ECs degraded by 50–90% in ECs-alone treatment. PP-MPs reduced degradation efficiency of terbutryn and duiron, suggesting higher stability and altered microbial exposure via modified adsorption dynamics. Soil microbial analyses showed that ECs or PP-MPs alone caused limited effects, but their combination induced significant shifts in bacterial community composition and transiently elevated respiration rates. These changes persisted over 15 days, while fungal communities remained relatively stable. Combined ECs+PP-MPs exposure also altered rhizosphere volatile emissions, suppressing beneficial volatiles (e.g., heneicosane) and enhancing phytotoxic compounds (e.g., 2-methoxyphenol, 2,4-DTBP), resulting in reduced maize biomass. Overall, this work highlights the complex interplay between climate factors, co contaminants, and compound chemistry in controlling the fate and ecological impacts of ECs. Integrating photolysis, adsorption, biodegradation, and plant responses, the study demonstrates that climate change and co-contaminants jointly influence ECs persistence, mobility, and toxicity. These findings underscore the need to incorporate co-contaminant interactions and climate factors into risk assessment frameworks and predictive models to better manage ECs related ecological risks.

















